when I was koparıying your head
ay didn't anywhere eöle oow ow kan saçmadım.....
Deneysel amaçlı bezgin Blog!
ay didn't anywhere eöle oow ow kan saçmadım.....
Posted by
OnurCengiz
at
9:49 PM
0
comments
- işe başladım, uyku saatlerim başta olmak üzere hayatımdaki pek çok şey düzene girdi.
- mesleğimi iyi yaptığımı görüp mutlu oluyorum, evet.
- Abimin askerliği bitiyo, yihu! Hepimiz gururluyuz.
- Kalp atışlarımda son zamanlarda gözlemlenen tempo artışının sorumlusu kızıl buklelerdir.
- anne ben rss kullanmayı öğrendim (special thanks to Khaotik)
- mutluyum ben. hayatım güzel. kötü bir şey yok en azından. o yüzden yazmıyorum buraya bişey.
- bunları yazmak bile çok kastı beni, ama söz şöyle düz yazı bi blog şaapıcam en kısa zamanda.
Posted by
OnurCengiz
at
12:01 AM
0
comments
en son 11 haziran'da yazmışım, onu da bi arkadaşa "bak senin durumunu anlatan bi yazı var, bloguma koyucam şimdi" diyip de yazmışım.
Ne yapıyorsunuz var olmayan okuyucu kitlem, 2.5 aylık suskunluğumda arada bi uğrayan 3-5 kişiden de kurtulmuşumdur sanırım :P
2.5 aydır Antalya'dayım. İlk başta iyi gelmişti, özlemişim, ailemi özlemişim, şehri özlemişim, evi özlemişim. Gezdik eğlendik, olymposlara gittik, gördük ki "hakkaten" bitmiş. Temmuzun ortasında bomboş bir olympos, yabancı yok, heryeri türkler istila etmiş, sohbet kalmamış, sıcak ortam kalmamış. Kadir yanmış, yerine yenisini dikmişler ama onun da eski havası kalmamış, yan yana bungalowlardan oluşan bir "tesis" haline gelmiş. Doğa yine de inadına güzel, deniz yine inadına güzel. Ama olympos defteri kapanmış mı ne?...
Şimdilerde istanbul'u özlüyorum durmaksızın. Evimden, yurdumdan, ait olduğum şehirden bu kadar süre uzak kalmak çok koyuyo be. İş görüşmeleri sürüyo bir yandan, biliyor musun sevgili okur çok büyük ihtimalle Ukrayna'ya taşınıyorum bir iş için. Hüzünler doldu sanki içime, memleketi terk etmek iyi bir fikir gibi geliyo. Para, meslek, kariyer, zırt pırt...bildiğin geyikler işte. Ama bilemiyor insan, ve bir yandan da korkunç bir istanbul özlemi. Canım sıkılıyor antalya'da, insan yok, yapacak şey yok. De daha çapkınlık yapacak halim de kalmadı.
İtanbul'u çok özledim...taksimden tünele inmeyi, tünelin yanından karaköy'e yürümeyi. Keyfime göre ya tophanede pineklemeyi yada galata köprüsü'nüden eminönü'ne geçmeyi özledim....
Kadıköy'ü özledim, barlar sokağında oturup bi votka içmeyi, uğur'un yerinde nargile üttütrmeyi.
Caddebostan sahili, barlar sokağında bir pizza yiyip kola içmeyi.
Bebek'te kumpir yemeyi özledim, hisar'a doğru o yorucu ama huzur veren sahil yolu yürüyüşünü.
Bütün delileri, gürültüsü, karmaşası ile taksim'i. Baykuş, Soul Stuff, Nevizade, Şampiyon Kokoreç, DoRock...
Arkadaşlarımı özledim. Habip'i, Barış'ı, Fırat'ı...
Sözlükten insanları özledim, Tuncay, Burak, Murat(8th Endless), Ali, Meriç
sana bi sır veriyim mi, Olca'yı bile özledim. bu biraz daha komplike bi konu ama evet, itiraf ediyorum, onu da özledim.
Haftaya gelicem istanbul'a, biraz iş biraz eğlence. kim bilir belki uzun bir süreliğine son kez "eğlencesine"......
Posted by
OnurCengiz
at
12:40 AM
0
comments
Kardeşim sevmek ve sevilmek ne kadar güzelse, AŞK'a düşmek, sonra tabii TERK edilmek de o kadar tatlıdır. Her şarkı sana değer, her kadeh seni abad eder. Zira terk edilmezsen zamanında, Metin-Nevra Serezli'ye dönersin ki, bunu da takdir edersiniz, aklı başında kimseler istemez.
Ama terk edilmek en çok ne zaman tatlıdır? TERK eden pişman olunca, acemi balık gibi sürüne sürüne kapına gelince ve sen de o zaman "Pardon ama dengemi kurdum/Kadrimi kıymetimi bilen yeni birini buldum/Tak sepeti koluna" deyince tatlıdır.
Ki, bu da yalanın daniskasıdır. Zira GİDEN için şarkı çığıran HİÇ kimse dönünce onu kabul etmemezlik, Kapı Açık Arkanı Dön ve Çık'lık edemez. Ama UMUT, fakir âşığın ekmeği, söz yazarının Dinamo Kiev'idir ve Yalınovski de aynen bu hissiyatların pimini çekerek Bahar-Yaz sezonunun bombasını patlatmıştır.
Zalim! Oyunbozan! Yaaa. Bu iş(ler) böyledir.
Posted by
OnurCengiz
at
1:34 AM
0
comments
Pirates of Caribbean izledim. Pek bir beğendim, ve fakat fark ettim ki Jack Sparrow artık beni sıkmaya başlamış, sevimli, başarılı bir karakter yaratmışlar, ona lafım yok ama gel dikiz içi boş kalmış. Amaçsız, manasız fazla serseri mayın olmuş. Gelecek filmler Jack Sparrow odaklı olmaya devam ederse benden söylemesi insanlar kabak tadı almaya başlayacak. (kadınlar değil tabi, johnny depp o kostümle ekranda olduğu sürece onlar drool edecektir)
Filmin ilk yarısı benim için biraz bayıktı, alt yapı oluşturma yoluna gitmişler ve kendi içinde güzel sekansları, hoş diyalogları olan bir ilk yarı ama 1.5 saat kadar sürdüğü için bir noktadan sonra genele yayılan ağır tempo sıkıyor insanı. Ufak tefek yerlerde kendini hissettiren özel efekt bütçesi ile 2. yarının umudunu veriyor sadece.
2. yarı ise beklentilerimi karşıladı, içimdeki tüm korsan ruhunu açığa çıkaran bir 2. yarıda can sıkıcı pek az şey vardı. Calypso'nun dev olmasını şahsen biraz lame bulduğumu itiraf etmeliyim. Sanırım ihtişamlı ibr şey yapma isteği ile bütçe kısıtlamaları arasında kalmışlar ve bu yüzden böyle cheesy bir dönüşüm uygulamışlar. Deniz savaşı ise her saniyesi ile görsel şölendi, başarılı bir müzik, cıvıklaşmayan bir mizahi altyapı (fekat gemideki evlenme törenine kahkahalarla güldüğümü itiraf etmeliyim). Pek leziz idi. Yapanın ellerine sağlık.
Film dışı konulara gelecek olursak, bilen biliyo evdeki canavarla uğraşıyorum hala. dolayısı ile güneşi görmeyi özledim hakkatende. Ama öte yandan ara sıra sinirlendirse de karşılıklı bya bi alıştık birbirimize yahu. Onun dışında önemli bir durum yok, günler geçiyo. Günler güzelleşiyo. Geleceğe belki de uzun zamandır olmadığı kadar umutla bakıyorum, her geçen gün kendimi bulduğumu, özüme döndüğümü hissediyorum. Ve fark ediyorum ki, ben beni özlemişim.
Posted by
OnurCengiz
at
1:41 AM
1 comments